Posted on: Nisan 25, 2021 Posted by: MÜŞERREF ÖNAL Comments: 0

Uzun zamandır imkânım olmamıştı…

Hem okumaya hem de okuduğumu aktarmaya

Okuduklarım ise gerek tezime katkı sağlayacak akademik makale gerekse ruhuma katkı sağlayacak tasavvufi değerler…

Zaman böylesi bir okuma yönelimiyle sürüp giderken, okumaya ve öğrenmeye daha yoğun ve daha farklı alanlarda devam etmeye yeniden karar verdim. Hal böyleyken başladım kütüphanemi karıştırmaya ve son siparişlerim arasında dolaşmaya.

Özdemir Asaf’ın “İnsanlar, insanların içinde, insana hasret yaşarlar.” sözü geldi aklıma… Ben hangi ruha, hangi insani duyguya hangi karakter ile yazılmış satırlara hasretim sorusu ile başladım düşünce deryasında dolaşmaya.

Soru çıktıysa dil aracılığıyla meydana, cevap da gecikmeksizin başlıyor zihinde dalgalanmaya.

Yokladım ruhumun hasret kaldığı duyguları terzi hassaslığıyla… Ve kısa süreli bir tefekkür halinin akabinde fark ettim ruhuma besin duygunun hangisi olduğunu…

Baş kaldırmaya ihtiyacımız var azizim…

Cahit Zarifoğlu der ki; “Sevgisizliğin dayatıldığı coğrafyalarda aşk şiiri yazmak bile başlı başına baş kaldırmaktır.

Bizim coğrafyamızda neye baş kaldırmak gerekti, hangi duyguya?

Hangi adaletsizliğe ses olmak gerekti hangi “ah” larımıza “yeter” demek gereklilikti?

Siyasi temsilcilerin, yöneticilerin yönetilenlere karşı duyarsızlıkları mıydı “ah”ların nedeni?

Bağırmak istediklerimize karşı suskun kalma mecburiyetimiz miydi “ah”larımızın sebebi?

Namus, kıskançlık, öfke, göz kararması, ipe sapa gelmez; cana kast eden, canı candan koparan birden fazla nedensiz nedenin, birden fazla katl-i vacip düşüncenin “iyi niyet” hali ile bütünleştirilip kesilen soluklara fatura edildiği türlü türlü üçüncü sayfa haberine, “ah” demekten öte gidemememiz miydi huzursuzluğumuzun sebebi?

Yoksa elektrik direğinin kenarında almak istemediği nefesi bütün çaresizliği ile sahibine teslim eden, soğuk bir kaldırım kenarında yaşamaya mecali kalmadığı ömrü, üzerine örtülmüş kirli bir battaniyenin altında bırakıp giden canlar için birkaç damla silinmeye hazır gözyaşı dökmek miydi “ah”larımızın sebebi?

Bütün umutlarımızın, eylemsiz vaatler ile hasır altı edildiği ve hayallerimizin dönmemek üzeri gönderildiği seyahatlerin hüzünle karışık özlemi miydi “ah”larımızın nedeni?

Hangisiydi?

Hepsi miydi? bilinmez..

Bilinen o ki bütün bu duyguları, farklı bedenlerde farklı ruhlar ile paylaştığıma inandığım bir yazarın, bir araştırmacı ve bir gazetecinin kitabını okumaya karar vermek ile başladı kitaplara eskisinden daha yoğun dönüş yolculuğum..

Benden size söylemesi, okuyun okutturun. Okuyalım ki bir daha hatırlayıp, unutmanın ağırlığına yeniden tanık olup acısını yaşayalım.

Ece Üner’in bir sözü ile bitireyim satırlarımı o halde..

Tek bir insan haksızlığa uğradığında, ilk özgürlük kısıtlandığında, ilk haksız tutuklama kararı çıkartıldığında, ilk masum asker hapse atıldığında, ilk atanamayan öğretmen canına kıydığında, ilk kez bir üniversiteye dışarıdan rektör atandığında, ilk kadın cinayeti cezasız kaldığında, ilk siyahi nefessiz bırakıldığında, ilk köle ticaretinde, ilk mülteci suda boğulup karaya vurduğunda, silah lobileri istediği için ilk savaş başladığında, petrol ve diğer doğal kaynaklarıyla bilinen ülkelere birileri illa ki “demokrasi götürmek” istiyor diye ilk masum anasız, babasız, yersiz, yurtsuz, vatansız bırakıldığında, ilk işgalde, ilk istilada, ilk darbe, ilk iç savaşta, gıda ve sağlık üzerinden ilk oyun kurulduğunda, biyo-politik savaşlar yüzünden insan sağlığı ilk kez gıda terörü ve ilaç lobisi tarafından tehdit edildiğinde, tohumumuzla, yiyeceğimizle, suyumuzla ilk kez oynandığında ve bu sebeplerle ilk kaybı verdiğimizde biz hepimiz kaybettik demektir.[1]


[1] Ece Üner, Haysiyet, Destek Yayınları.

Leave a Comment