Posted on: Mart 24, 2020 Posted by: MÜŞERREF ÖNAL Comments: 0

Evet bu eserin ismi çok tanıdık değil mi?
Edebiyatın az da olsa kenarından geçtiysek yahut derinliklerine daldıysak muhakkak görmüş, duymuş, okumuş ya da bir gün okuyacak olduğumuz ilk eser.

İlk eser dediysem tiyatro eseri.


E haliyle dönem şartı kıymeti bilinmemiş, yazarın ölümüyle birlikte çoğu eser gibi birkaç denemeden sonra benimsenmiş, özümsenmiş…
Zaten hep öyle değil midir?
Bir yazar, bir eser, bir iş, bir oluş her ne olursa olsun, her şey bitişle birlikte can bulmaz mı?
Tam her şeyin bittiğine inanılan bir anda yepyeni bir dünyaya yelken açılmaz mı?
E üzülüyor insan…
Yaşamında emeği verenin göremediği övgüye üzülüyor.
Beğeninin eser sahibine vermediği mutluluğa üzülüyor.
Böyle anlarda inanmak belki bir nebze su serpiyor ruhumuza…
Ne diyeyim, en azından benim için bir çıkış oluyor bu inanç…
Hangi inanç?
Tüm bu övgüleri, tüm bu mutluluk yansımalarını bir yerlerden izlediklerine dair olan inanç.
Sahi öyle de olmasa ne büyük üzüntülere ne büyük kırgınlık ve kızgınlıklara yol açmaz mı?

Ha bu arada…


Eser komedi türünde yazılmış bir tiyatro.
E peki ne bu duygusallık?
Okurken dudaklarımda bir tebessüm oluştu, oradaki mücadele gülünç geldi ve akabinde düşündüm durdum. Mutluluk bir anda hüznü doğurdu… Hüznüme ortak etmek istedim sizi de.
Bu değerli tiyatro eserini böylesi derbeder bir yorumla bütünleştirsem kırılır mısınız bana?

Leave a Comment