Posted on: Aralık 9, 2019 Posted by: MÜŞERREF ÖNAL Comments: 0

Bugün sizleri kıymetli yazarımız İlker CANBULUT’un hediye etmiş olduğu kıymetli eseri Uyum Anahtarı’nın yorumu ile selamlıyorum.

Kitap, kişisel gelişim türünde kaleme alınmış ancak klasik kişisel gelişimlerin gerçek hayatta karşılık bulmakta zorlanan, sığ iyimserliğinin ötesinde…

Eğer kitaba başlayacaksanız öncelikle sizi yansıtan bir renkte fosforlu kalemi de kitabın yanına eklemeyi unutmayın. Zira çizmek isteyeceğiniz öylesine çok cümle olacağından, bu durum yaşandığında kitabın akışını bölüp kalem arayışına girmek durumunda kalabilirsiniz.

Kitap ilk 40 sayfasında sırasıyla;

  • Japon uzun ve kaliteli yaşam sanatı ‘İKİGAİ’,
  • Uzakdoğu din/yaşam sanatı içinde sıklıkla yer alan ‘KARMA FELSEFESİ’,
  • Napoleon Hill’in bahsi ile ortaya çıkan -yaşanan hakim duygunun yoğunluğunun başımıza gelenleri şekillendireceğini söyleyen- ÇEKİM YASASI,
  • Bilinirliğini ‘Dört Anlaşma’ gibi kitaplarla arttıran ‘KIZILDERİLİ BİLGELİĞİ VE YAŞAM SANATI’,
  • Türkçesi, ruhun uyum yolu olan ‘AIKIDO YAŞAM SANATI’
  • Hatalı olanın düzeltilmesini esas alan ‘HO’OPONOPONO YAŞAM SANATI’
  • Ve son olarak ‘İSLAM TASAVVUFU’ ndan yola çıkarak tüm kişisel gelişimimizde rol oynayan düşünce ve inanış biçimlerinin temellerini, özlerindeki birlikteliği gösteriyor.

Devamında ise kitap yapmanız gerekenleri belirli başlıklar altında size emretmeden, sizi çok seven bir dost edasıyla anlatıyor. Bunu bir ödev gibi, görev gibi değil de yaşanmışlıklarla, küçük anektodlarla bezenmiş bir aile sohbeti edasıyla yapıyor. Ve anlatımı sırasında araya bilimsel araştırmalarla -küçük küçük, sıkmadan, yormadan- desteklemeyi unutmuyor.

Kitabın belirli noktalarında ise yer alan, o ilk 40 sayfada tanımlamış olduğu 7 düşünce/inanış grubunda anlatmış olduğu duyguların yer alış şeklini ve tüm bu duyguların neye inanırsan inan ortak bir duygu yolu olduğunu incitmeden, samimiyetle anlatıyor.

Mesela benim dikkatimi çeken bölümlerden birini sizlerle paylaşmak isterim.

Kitap bizlerin belirli olaylar karşısında vermiş olduğumuz tepkilerin hangi ‘benlik’ hakimiyetinde verilmiş olduğundan bahsediyor. Ve bu benlik halini ebeveyn benlik ve çocuk benlik olmak üzere iki grupta inceliyor. Bu bölümü okuduktan sonra kitaba kısa bir süreliğine ara verdim. Bu arayı vermiş olmamın sebebi ise kendimi sorgulamak ve hangi durumlarda hangi benlikte vücut bulduğumu anlamaya çalışmaktı.

Çünkü kitapta anlatılan tepki farklılıklarını bünyemde nasıl da barındırdığımı, ebeveyn benlikten çocuk benliğe ne kadar hızlı geçtiğimi ve bunu bazen koruma mekanizması bazense büyüklenme sonucu yapıyor olduğumu öyle baskın hissettim ki…

Bu farkındalık öfke, kırgınlık gibi gün içerisinde çoğu kez yaşamış olduğumuz duyguların neden ağlama yahut bağırma gibi sonuçlarda vuku bulduğunu kavrama yardımcı olmakla birlikte tepki vermeden önce düşünme, soluklanma ve ‘şu an kimim?’ sorusunu kendime sorma gibi fikri sonuçlara sebep oldu.

Kitap içerisinde hayatıma uygulamak üzere soluklandığım sayfalardan biri bile bana iç dünyamla böylesi bir yüzleşmeyi yaşatmaya yetti.

Diğer sayfalar ne tür yüzleşmelere şahitlik edecek, hangi noktalarda yaşam kalitenizi arttıracak varın siz düşünün.


Ben bu eserden maksimum seviyede memnun kaldım. Ve gönül rahatlığı ile siz bu yoruma vakit ayıran kıymetli okuyucularıma öneride bulunabiliyorum.

Kitaptan güzel bir alıntı ile yazımım sonlandırmadan önce söylemek istiyorum ki;

Kendinize iyi davranın, öncelikle ruhunuzu doyurun yaşadıklarınızla, soluduklarınızla, tattıklarınızla ve okuduklarınızla…

Gözünüzü kapatın ve kendinizi, hayallerinizi, mevcudiyetinizi düşünün.

Unutmayın siz kendinize iyi gelirseniz herkese iyi gelir ve bu dünyayı daha güzel bir hale dönüştürebilirsiniz.

Kitapla kalın.

Kitap kokusu ömrünüze sinsin…

Alıntı:

  • “Bilge insan ise bilgiye ve önemli bir yaşam tecrübesine ulaşmış olmanın yanı sıra, kendisini ve kendi duygularını tanıyan, içinde yaşadığı toplumla empati kurarak da toplumsal fayda yaratan kişidir.”
  • “Tutku arzulanan noktaya ulaşmak için bireysel gayret ve elinden gelenin en iyisini ortaya koyma çabasını gerektirirken, hırsı açıklarken gayret yerine “mücadele” kelimesinin kullanılması daha uygun olacaktır. Çünkü hırsta, birileri veya bir şeylere karşı mücadele verip üstün gelme kaygısı, elinden gelenin en iyisini ortaya koyma çabasına galip gelir. Hırs da tıpkı “tutku” gibi, hedefe ulaşmayı kolaylaştıran bir motivasyon aracıdır. Ancak tutkudan farklı olarak, araştırmalar hırsın bir dizi olumsuzluğu da beraberinde getirebildiğini ortaya koymaktadır.”

Leave a Comment